3/11/2009 - ,sana anlatabilmek
Yaşanmış Bir Sevda Masalı
“(*)Dünyada iki gül olsun, biri kırmızı biri beyaz, sen beni unutursan kırmızı gül solsun, ben seni unutursam beyaz gül kefenim olsun”.
“Bir söylenceye göre düşman iki ailenin çocukları olan Ali ile Zehra biribirine ölesiye sevdalıymışlar. İki genç daha çocukken ailelerinin düşmanlığına rağmen, gönül verip sevmişler biribirilerini. Aşkları, gökle- yerin aşkı kadar büyük, çiçekle suyun-aşkı gibi temizmiş…
Günler gecelere, geceler günlere akıp giderken, herkes aşkına göre almış hisesini hayatın pınarından.. Yıllar su gibi akıp gitmiş, Ve yöre de herkesin dilinde Zehra kızın güzelliği söylenir, Zehra kızın güzelliği konuşulur olmuş. Taa.. topuğuna kadar inen saçları, simsiyah gözleri, inci dişleri, kıpkızıl dudakları, pembe yanakları ve tanrı heykelleri gibi kusursuz bedeni ile perileri kıskandıracak kadar güzel ve alımlıymış…
Derken Ali ile Zehra büyüyüp evlenme çağına erişmişler ama evlenmelerine her iki tarafta bir türlü razı olmamış. İki düşman aile arasında kavgalar başlamış, günlerce silahlar patlamış…
Zehra ile Ali de çevrelerine aşklarını, biribirine bağlılıklarını kanıtlamak için evlerini terkedip iyi yürekli bir çobanın yardımıyla uzak bir vadideki mağaraya gizlenip yıllarca orada barınmışlar.
Zehranın kardeşleri her yeri aramış taramışlarsa da hiç bir yerde izine rastlamamışlar. Epey bir zaman yabani meyveler, bitkiler, kökler yiyerek ve geceleri çobanın köyden taşıdığı yiyeceklerle yaşamını sürdürmüşler…
Dolunaylı gecelerde iki derin vadi arasındaki mağaranın önünde oturup, alt tarafından çağıl çağıl akan sulara bakarak dağlara, taşlara türküler yakmışlar.
Zehra kızın saçları gece, gözleri yıldız, bakışları gökkuşağını andırırmış. Baktıkça rengarenk bir ahenk sararmış vadinin içini… Her sabah gün burada aşkla başlayıp, aşkla bitermiş… Kuşların inceden soluyuşu, ağacların nazlı nazlı sallanışı, yaprakların hışırtısı bir başka güzelleştirirmiş çevreyi… Renk renk, desen desen çicekler içinde, pınarların da akışıyla bu renk ve ahenk harmonisi, iki gönül coğrafyasının ve iki yurek ikliminin mutluluğuyla uzayıp gitmiş günler…
Genç adam sevdiği kıza her gün hayran hayran bakarak sazına sarılıp türküler dizermiş ırmaklara… Dağ, taş dillenirmiş sesinde… Sevdiğinin gözleri denizin incileri, dişleri mercan, saçları gecenin karanlığı, gülüşü bahar gülü kadar güzelmiş, güldükçe cangülleri saçılırmış dağa, taşa…
Sonra Zehra kızın kardeşleri iz sürüp yatmışlar pusuya. Herşeyden habersiz dağlara, kayalara saz çalıp sevdiğinin ceylan gözlerine türküler söyleyen Ali tek kurşunla kayadan aşağı yuvarlamışlar.
Ağıt yakıp saçlarını yolan Zehra kız Ali nin acısına dayanamayıp ümitsizliğe kapılarak oda kendini aynı uçurumdan aşağı bırakır.
İkisi yan yana gömülür. Sonraları kızın baş ucuna ak, erkeğin başucunda al bir gül fidanı çıkar ve her bahar yeşerip biri ak biri kırmızı gül açarak biribirine sarılarak tekrar kavuşurlar hiç ayrılmamak üzere....
Yelpınarın suyu gövdelerine değdikçe ağlamışlar, iri iri yaşlar süzülmüş yapraklarından… Beyaz duvağını takıp tomurcuğuna, ağıtlar yakmışlar kayalara dönüp sırtını munzur dağına. Ne zamanki acısı, ne zamanki hasreti işlemiş kayalara bu iki çiçeğin, paramparça olmuş kayalar, her parça kızıl bir ağgül olmuş kanamış. Yıllarca pınarlar kan akmış… Tarifsiz bir acı çökmüş her yana…
İşte o gün bu gündür her bahar biribirine kenetlenen bu iki çiçeğin olduğu yerde ağlama ve inilti sesleri duyulur geceleri… Halk arasında mağaranın önünde gömülü olduğuna inanılan bu iki sevgilinin aslında ölmediklerinin, onların değişik zamanlarda değişik şekillerde göründüğüne dair rivayet edilir. Halk arasında hala iki sevgilinin, iki çiçeğe dönüşerek yaşadıklarına inanan yörenin gençleri. Bu söylentilerin de etkisiyle olacak ki, her bahar mağarayı ziyaret ederek dilek tutup kısmet ve murat duası ederler…
Rüzgarın sesi bu yörelerde her gece yaşanmış efsaneleri fısıldar. Bazen yaşlı bir ninenin anlattığı masalda dillenir, bazen de bir sazın tellerindeki ezgide...

YüReĞiNDe YeR VaRMı
Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni? Hisset! Hisset,
Parmaklarına değen kağıdın içinde Dolaşan damarlarımı... Hisset damarlarımın, kanımın Seni aramak için Deliler gibi dolaşmasını...
Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni? Dinle; duyuyor musun yüreğimin ritmini? Gönlümde esen rüzgârları dinle...
Nefesimi tutmasam Gözlerindeki derin ovalarda titreyen Bütün yeşillikler kül olur, Sazlar büyür simsiyah, Kuruyan gözpınarlarında... Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni? Yazık! Mekanlar durduruyorsa seni. Ve yazık, kendini bağladıysan maddelere... İpsiz bir uçurtmayım ben... Ve kuyruksuzSaçlarının çizgilerinde süzülen... Rüzgârım sensin. Susma ve sakın gözlerini kapatma, düşerim! Yüreğinde yer var mı? Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni? Ve bir kaynak suyundan oluşan derenin Üzerine düşen yaprak gibi; Düşürüyor musun gülüşlerini Ve öpüşlerini sesimin üstüne? Akıyor musun benimle beraber, Akıyor musun yıldızlara doğru? Yıldızlar... Yıldızlar neden böylesine vefasız? Neden her üşüyüşümde Lapa lapa yağıyorlar avuçlarıma, Neden eriyip kayboluyorlar? Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni?Bilmiyorum. Bilmek istemiyorum... Ama parmaklarının ucunda şu an ne olur hisset beni... Hisset! Hisset, damarlarımdaki kanımın, Seni aramak için deliler gibi dolaşmasını... Söylemiştim değil mi? İpsiz bir uçurtmayım ben...Ve kuyruksuz...Saçlarının çizgilerinde süzülen... Rüzgarım sensin. Susma ve sakın gözlerini kapatma, düşerim. Yüreğinde yer var mı?
DANYALLL
Beni seni yüreğime yazmışım...
Beni seni yüreğime yazmışım...
" Her gelişinin sonun da yine gidiş var
Ne zaman usanacaksın bu gitmelerden
Ne zaman bitecek bu vedalar,zoraki sallanan bu el Ve bilsen ne kadar yorgun bu yürek Ayrılıklardan taşımak zor geliyor artık Bu sevdanın yükünü Kolaymı sanıyorsun tek başına yılları devirmek İçinde her saniye yeni bir hayel kırıklığı ile uyanıp Her uyanışta yine yapayanlız kalmak
Beli ki alışmışsın bilmediğin bir şehirde
Bilmediğin sokaklarda bensiz nefes almaya Oturduğun parke taşlarında kim bilir neler Geçiyor aklından Kar yağmıyormu saçlarına ya ellerin Üşümüyor mu Yoksa benmiyim üşüyen ve bu denli Hasret çeken Benmiyim özleyen ve özlenmeyen
Ne zaman tutmak istesem elini
Hasretin çarpar boşlukta kalırım Duvarlarla konuşan zindan mahkumları gibi Bir sigara yakıp Hasretini duman duman üflerim Rüzgarlar getirmez mi Hiç mi duymazsın Feryadımı Bu son çağırışım Son seslenişim Bilesin yar Beni seni yüreğime yazmışım sen de beni yaz Yar
Gideceksin
Bu gün ya/da yarın Zamanı olmayan bir ölüm olacak Kimse bilmeyecek sessizliğimin derdini Dermanını kimse vermeyecek Saatler geçtikçe anlar kısalacak Sen üşüyeceksin yüreğimde Sualsiz çekip gideceksin Üşüyen yanına yenilip Bitti diye ağlaya ağlaya Hıçkırıkların boğazında düğümlenircesine İsyanın aklında kenetlenince Sessiz sedasız çekip gideceksin Ah/ların kalacak Vah/larınla Zaman akacak Dur demeye bahanen olmayacak Bel bükülecek Yüz kırışacak İçim üşüyecek Sen sessiz sedasız çekip gideceksin

Hani hasretler yaşanırya
Hiç bitmeyen
Hani uzun yollar olurya Sonu gelmeyen Hani yuce dağlarda kar olurya Hiç erimeyen İşte ben seni öyle seviyor Ve öyle özlüyorum...
Belki bir hasret gibi içimdesin
Sonu gelmez yollar gibi uzaktasın Yüce dağlardaki karlar gibi erişilmezsin Ama ben seni yine de seviyorum Ve öyle özlüyorum..
Hani aklına gelir de
Derin bir of çekersin ya Hani anıları hatırlar da İçine tarifsiz bir burukluk çöker ya İşte ben seni öyle seviyor ve öyle özlüyorum.. İşte ben seni böyle özlüyor ve böyle seviyorum 
Bırakmam
Seni asla bırakmayacağım,
Ne sokakta ne kapıda, yalnız başına kalacaksın. Uzaklardan geleceğim ve, yine seni uyurken seyredeceğim,
 Mutlu gülümsemeni seyredeceğim uykusuz gecelerden sonra, Yaşlı gözlerimden akarken yüreğimdeki hasret yaşları. Seni seviyorum, Bırakamam.
Gözlerin kurşuna diziyor beni, Her akşam geceyi kucaklıyorum, Galiba seviyor bu beden seni, Kendimden habersiz dolaşıyorum. Ümitler yeşerdi kalbimde birden, Arındım içimde nefretten kinden, Sevmeyi öğrendim sevgilim senden, Tarifsiz adını koyamıyorum. Ne güzel bir duygu sevgi dediğin, Benimle yaşarmış uzak bildiğim, Sözlerin uğruna mazi sildiğim, Seninle olmaya doyamıyorum
Utansın
Sevdiyse kalbim seni,sucum ne benim Gecemde gündüzümde heran sen varsin... Bir nefes bir günes gibi dogdun icime Sevmek yalan diyen diller UTANSIN.....
Ölümde olsa cezasi hep sevecegim seni Fakat sen benden cok uzaktasin Daglar tepeler engeliyor sana gelmemi Bizi kavusturmayan yollar UTANSIN.....
Sen tatmadigim öyle bir asksin ki Senden uzaklarda birgün girirsem mezara Bensiz yalniz kalirsan su yalan dünyada Beni senisiz koynuna alan toprak UTANSIN....
Sorma bana tek kelime anla halimden Atma beni karanliga sen tut elimden Sensiz bu dünyayi ne yapayim ben Bu ayriligi yaratanlar UTANSIN....
Birgün sensiz bir kösede cürür gidersem Benim icin yalniz dünyada sen vardin Kader kavusturmadan ayirdi bizi O kötü kaderi.... O kötü yaziyi yazan eller
UTANSIN.
Dön Sevdam Dönki Yokluğunda Biraz Sen Bırak
Dön Sevdam Dönki Yokluğunda Biraz Sen Bırak
 Heybemde birikti sustuklarım nicedir.. Kelimelerimse vahşi bir hayvan kadar aç ve saldırgan.. Harf harf pençeleriyle içimde yaralar açmakta.. İç kanamalı koleksiyonlarım var yüreğimde suskunluğumdan kalan.. Ateşkes bozuldu, kalem kağıda saldırdı işte, beş para etmez şimdi binlerce “sus”.. can dökecek mürekkebim, katle fermandır bu, sükutum sus pus…
 Dört mevsim hükümsüz, yokluğunla mevsimlerime gurbet düştü yar, hüznü çağırıyor baharlarım.. Yaprak yaprak hazan gazellenmiş yarınıma.. Gelinlik mevsimi geçmiş ömrün, kefen makamında badem çiçeklerim.. Herkese “ilk” olan, bana “son” oluyor nedense.. Sevdam, sen mi geç kaldın, ben mi erken geldim, erkenciliğimden mi yoksa “her” şeyime “hiç” kalmışlığım?..
 Deltasını bulmuş gözlerinin renginde, göz yaşlarım.. Ela b-akışlarda yok(ol)uşlara öykünüyor.. Kırkikindilere benzemiyor bu yağmur, sanki kırk ömür yağmaya and içmiş sağanak sağanak.. Her dere, her ırmak, her nehir akar, yatağını bulur.. Yatağına muhtaçlanmış bir nehir şimdi omzunu arayan başım... Sözüne sadık, bulsa son damlasına kadar ç-ağlayacak…
 Gönüllüsüyüm her eceli gelmiş vuslatın teneşirine.. Her gidişin, karanlığına kendimi gömdüğüm bir mezar yalnızlığı kazıyor içimde.. Sevdam, gelişinle aldığım her nefesin bedeli bin ölümse, razıyım Habil’in kaderine bin kere… Bir Habil’e bin mezar kazmak düştü, Kabil şaşkın haline.. Şimdi cenaze merasimleri yasaklanmış, toplu mezarlar kazılıyor ölü düşlere.. Parçalanmış cesetler birikmiş ayrılığın ayak izlerinde..
 Biliyorum, gitmen gerek yine de.. öyleyse git, “me”sini dilimde infazladığım “git”leri yanına alarak.. ölü düşlerimin mezarlarına basmadan git, yoksa “kal”larım ayağına dolanacak.. Her gidiş bitiş değildir bilirim. . Yeter ki yitme, yitirme aşkı, ben beklerim, dönüşünün umuduna günlerimi asarak… ne olur dön sevdam.. yine gidecek olsan da dön… dön ki, yokluğuna biraz sen bırak




Yakarım Geceleri
Yakarım Geceleri
Bu aşkın nüshası rüzgarlarda Aslı bende kalacak Bizi hasret saracak Bulutlar çıldıracak
Ayrılık başımı döndürüyor Kavuşmayı özlettin İntiharlar kuşandım Bu aşkı sen kirlettin
Geçtim borandan kardan Yitirdim bahçeleri Ellerimi tutmazsan gülüm Yakarım geceleri
 Bu aşkın nüshası rüzgarlarda Kahrı bende duracak Sende ihanet gülüm Bende matem kalacak
Bu aşkın efkarı şarkılarda Yüzün bende solacak Bizi zaman yenecek Ve anılar kalacak
Geçtim borandan kardan Yitirdim bahçeleri Ellerimi tutmadın yar Yatamam geceleri
Yılmaz Odabaşı
yokluğuna alışamam yokluğun ölüm.
Kuruyan hücrelerimi umutlarında yeşerttim Acılarımla güneşi son kez ağlatıp Ezan sesinde odana baharı doldurmaya geliyorum Gözlerinde yaşamaya yemin ettim Umutlarımı pembe bulutlara sığdırıp Seni " sende" yaşamaya geliyorum
Topragıma gülüşlerini mevsimsiz ektim Baharı yitik kentin sokaklarını avuclarima saklayıp Cocuksu düşlerimi sende yaşamaya geliyorum Acıların prangalarını yüregimde eskittim İdamlık düşlerimden kaçıp Senin gözlerinde ömürboyu kalmaya geliyorum..
Gecenin tüm yıldızlarını fethettim Ölümün fermanını denizlere fırlatıp Dilimdeki ask cümlelerini Gözlerinde tamamlamaya geliyorum Azap ateşinde yıllarımı son kez erittim İbrahim gibi baharın tomurcugunda yanıp Yüreginde ölümsüzlügü tatmaya geliyorum
Yorgun sabahlarımı geçmişe sürgün ettim Hoyrat rüzgarlarda herseyi dağıtıp Mevsimsiz tomurcukları gözlerinde açmaya geliyorum Bir gülüşünle ömrüme mutlulukları ekledim Bereket kokan yagmurla çöllerini ıslatıp Avuçlarına bedenimi bırakmaya geliyorum
Ölümleri yarınlara erteledim Pimi çekilmiş mayınları elimde patlatıp Sevgi kokan nefesini almaya geliyorum Acılarımı son kez yüregimde demledim Koynuma Cennetin güllerini alıp Yagmurlarla sende yaşamaya geliyorum
• !

  Gitme figan düşer denizlere sular çekilir yağmur yağmaz vahalardan kirpiklerime bir rüzgar hıçkırır tenhada, bir dal kırılır boynunu büker sabah kervanları kelebekler ölür
 gitme bir yıldız küser göğüne, içini çeker bir çocuk şaşırır yönünü rüzgarlar bütün pınarların suyu çekilir solar nazlı çiçekleri kalbimin, üzülürüm
 gitme öksüz kalır içimdeki imge dağları saçlarını öpen seher yeli, çoban yıldızı bir daha turnalar geçmez, bülbüller ötmez çiçekler açmaz bahçemde ah be gülüm
 Gitme acılara mahkum olur yüreğim ardında fırtınalar kalır, ayrılıklar, anılar, yanlızlıklar boynu bükük aşklar, gözü yaşlı şarkılar alışamam yokluğuna, yokluğun ölüm
 gitme içimdeki bütün vagonlar devrilir bir kar yağar istasyonlara, üşürüm
gel gitme sevgilim terketme beni umutsuz çaresiz bekletme beni
 gitme bütün ormanlar ateşe verilir kuşlarda gider bu kent de, ölürüm
 gitme kal menevşeler açsın dağlarda sevince dönüşsün gökyüzü iki çığlık arasında bırakma beni ah gülüm yokluğuna alışamam yokluğun ölüm.  
Yasemen
 Yaralı akşamlardan çıkıp gelmiştim Ben bütün akşamlardan çıkıp gelmiştim Belki seni böyle bulmamalıydım Öyle kalmalıydı belki akşamlar Yitik bir masal gibi, Seni gözlerimde bulmamalıydım Sonra ellerini tanıyordum, incecik Sonra, kırılgan gözlerini Susup, yüreğime süzüyordun Yüreğim diyorum, Yüreğim, YASEMEN
Ben hep kordan güllere tutunurdum, pür telaş Ben hep tutunurdum avuçlarımda ateş Yağmur hiç böyle yağmazdı ellerime Ellerim diyorum, Ellerim, YASEMEN
Bir bulut düşüyordu düşlerin ortasına Ben, tepeden tırnağa ıslanıyordum Hiç böyle görmemiştim aşkın iki yüzünü Seni korkularla sevmek, Seni hesapsızca sevmek, Her şeye rağmen, işte seni sevmekti, öncesi ve sonrası... Şimdi bir bulut var yüreğimde gezinen Şimdi yıldız yıldız gökyüzü yanıyor Gökyüzü diyorum, Gökyüzü,
İşte böyle kimsesiz her ânımdaYani her ânımda,Bir şiir sarıyor üşüyen düşlerimiOysa ben seni hiç tanımıyorum,Ömrünün şiirine hiç dokunmadımSebebim, hayatın ortasında eğreti duruşunduVe ben bir kumar oynadım, ikimiz adınaBirimiz kaybettikMutlaka kaybettik...Şimdi, şu dalgalar çarpmıyor mu bağrıma,Bir yerlerde senin adın kanıyorKanıyor diyorum,Kanıyor, YASEMEN
Ürkek bakışlarım avuçlarında işteTürkü dolu kalbim bakışlarındaSeni bile bile seviyorum, bilesinSeni, bile bile kaybediyorumBilir misin, ömrümün sonrası nedir?Sonrası diyorum,Sonrası, YASEMEN
|