DÜNYA
İNSANLARIN
İHTİYAÇLARINI
KARŞILAR;
AMA
İHTİRASLARINI
ASLA...!
,sana anlatabilmek - SEVGİ PINARI - Blogcu



DANYALLL'IN ♥♥♥ SEVGİ PINAR'IM

SEVGİ PINARI

3/11/2009 - ,sana anlatabilmek

Kategori: Resimli_Siirler




Yaşanmış Bir Sevda Masalı



“(*)Dünyada iki gül olsun, biri kırmızı biri beyaz, sen beni unutursan kırmızı gül solsun, ben seni unutursam beyaz gül kefenim olsun”.

“Bir söylenceye göre düşman iki ailenin çocukları olan Ali ile Zehra biribirine ölesiye sevdalıymışlar. İki genç daha çocukken ailelerinin düşmanlığına rağmen, gönül verip sevmişler biribirilerini. Aşkları, gökle- yerin aşkı kadar büyük, çiçekle suyun-aşkı gibi temizmiş…

Günler gecelere, geceler günlere akıp giderken, herkes aşkına göre almış hisesini hayatın pınarından.. Yıllar su gibi akıp gitmiş, Ve yöre de herkesin dilinde Zehra kızın güzelliği söylenir, Zehra kızın güzelliği konuşulur olmuş. Taa.. topuğuna kadar inen saçları, simsiyah gözleri, inci dişleri, kıpkızıl dudakları, pembe yanakları ve tanrı heykelleri gibi kusursuz bedeni ile perileri kıskandıracak kadar güzel ve alımlıymış…



Derken Ali ile Zehra büyüyüp evlenme çağına erişmişler ama evlenmelerine her iki tarafta bir türlü razı olmamış. İki düşman aile arasında kavgalar başlamış, günlerce silahlar patlamış…

Zehra ile Ali de çevrelerine aşklarını, biribirine bağlılıklarını kanıtlamak için evlerini terkedip iyi yürekli bir çobanın yardımıyla uzak bir vadideki mağaraya gizlenip yıllarca orada barınmışlar.

Zehranın kardeşleri her yeri aramış taramışlarsa da hiç bir yerde izine rastlamamışlar. Epey bir zaman yabani meyveler, bitkiler, kökler yiyerek ve geceleri çobanın köyden taşıdığı yiyeceklerle yaşamını sürdürmüşler…

Dolunaylı gecelerde iki derin vadi arasındaki mağaranın önünde oturup, alt tarafından çağıl çağıl akan sulara bakarak dağlara, taşlara türküler yakmışlar.





Zehra kızın saçları gece, gözleri yıldız, bakışları gökkuşağını andırırmış. Baktıkça rengarenk bir ahenk sararmış vadinin içini…
Her sabah gün burada aşkla başlayıp, aşkla bitermiş… Kuşların inceden soluyuşu, ağacların nazlı nazlı sallanışı, yaprakların hışırtısı bir başka güzelleştirirmiş çevreyi… Renk renk, desen desen çicekler içinde, pınarların da akışıyla bu renk ve ahenk harmonisi, iki gönül coğrafyasının ve iki yurek ikliminin mutluluğuyla uzayıp gitmiş günler…

Genç adam sevdiği kıza her gün hayran hayran bakarak sazına sarılıp türküler dizermiş ırmaklara… Dağ, taş dillenirmiş sesinde… Sevdiğinin gözleri denizin incileri, dişleri mercan, saçları gecenin karanlığı, gülüşü bahar gülü kadar güzelmiş, güldükçe cangülleri saçılırmış dağa, taşa…



Sonra Zehra kızın kardeşleri iz sürüp yatmışlar pusuya. Herşeyden habersiz dağlara, kayalara saz çalıp sevdiğinin ceylan gözlerine türküler söyleyen Ali tek kurşunla kayadan aşağı yuvarlamışlar.

Ağıt yakıp saçlarını yolan Zehra kız Ali nin acısına dayanamayıp ümitsizliğe kapılarak oda kendini aynı uçurumdan aşağı bırakır.

İkisi yan yana gömülür. Sonraları kızın baş ucuna ak, erkeğin başucunda al bir gül fidanı çıkar ve her bahar yeşerip biri ak biri kırmızı gül açarak biribirine sarılarak tekrar kavuşurlar hiç ayrılmamak üzere....

Yelpınarın suyu gövdelerine değdikçe ağlamışlar, iri iri yaşlar süzülmüş yapraklarından… Beyaz duvağını takıp tomurcuğuna, ağıtlar yakmışlar kayalara dönüp sırtını munzur dağına. Ne zamanki acısı, ne zamanki hasreti işlemiş kayalara bu iki çiçeğin, paramparça olmuş kayalar, her parça kızıl bir ağgül olmuş kanamış. Yıllarca pınarlar kan akmış… Tarifsiz bir acı çökmüş her yana…

İşte o gün bu gündür her bahar biribirine kenetlenen bu iki çiçeğin olduğu yerde ağlama ve inilti sesleri duyulur geceleri… Halk arasında mağaranın önünde gömülü olduğuna inanılan bu iki sevgilinin aslında ölmediklerinin, onların değişik zamanlarda değişik şekillerde göründüğüne dair rivayet edilir.
Halk arasında hala iki sevgilinin, iki çiçeğe dönüşerek yaşadıklarına inanan yörenin gençleri. Bu söylentilerin de etkisiyle olacak ki, her bahar mağarayı ziyaret ederek dilek tutup kısmet ve murat duası ederler…

Rüzgarın sesi bu yörelerde her gece yaşanmış efsaneleri fısıldar. Bazen yaşlı bir ninenin anlattığı masalda dillenir, bazen de bir sazın tellerindeki ezgide...




 
 
 
 
 
YüReĞiNDe YeR VaRMı


Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni?
Hisset!
Hisset,

 
 

Parmaklarına değen kağıdın içinde
Dolaşan damarlarımı...
Hisset damarlarımın, kanımın
Seni aramak için
Deliler gibi dolaşmasını...


Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni?
Dinle; duyuyor musun yüreğimin ritmini?
Gönlümde esen rüzgârları dinle...

 

Nefesimi tutmasam
Gözlerindeki derin ovalarda titreyen
Bütün yeşillikler kül olur,
Sazlar büyür simsiyah,
Kuruyan gözpınarlarında...

Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni?
Yazık! Mekanlar durduruyorsa seni.
Ve yazık, kendini bağladıysan maddelere...

İpsiz bir uçurtmayım ben... Ve kuyruksuz
Saçlarının çizgilerinde süzülen...
Rüzgârım sensin.
Susma ve sakın gözlerini kapatma, düşerim!
Yüreğinde yer var mı?

Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni?
Ve bir kaynak suyundan oluşan derenin
Üzerine düşen yaprak gibi;
Düşürüyor musun gülüşlerini
Ve öpüşlerini sesimin üstüne?

Akıyor musun benimle beraber,
Akıyor musun yıldızlara doğru?
Yıldızlar... Yıldızlar neden böylesine vefasız?
Neden her üşüyüşümde
Lapa lapa yağıyorlar avuçlarıma,
Neden eriyip kayboluyorlar?

Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni?
Bilmiyorum. Bilmek istemiyorum...
Ama parmaklarının ucunda şu an ne olur hisset beni...
Hisset!
Hisset, damarlarımdaki kanımın,
Seni aramak için deliler gibi dolaşmasını...

Söylemiştim değil mi?
İpsiz bir uçurtmayım ben...Ve kuyruksuz...
Saçlarının çizgilerinde süzülen...
Rüzgarım sensin.
Susma ve sakın gözlerini kapatma, düşerim.
Yüreğinde yer var mı?

DANYALLL

 
 
 
Beni seni yüreğime yazmışım...
 
 





Beni seni yüreğime yazmışım...







" Her gelişinin sonun da yine gidiş var


Ne zaman usanacaksın bu gitmelerden
Ne zaman bitecek bu vedalar,zoraki sallanan bu el
Ve bilsen ne kadar yorgun bu yürek
Ayrılıklardan
taşımak zor geliyor artık
Bu sevdanın yükünü
Kolaymı sanıyorsun tek başına yılları devirmek
İçinde her saniye yeni bir hayel kırıklığı ile uyanıp
Her uyanışta yine yapayanlız kalmak



Beli ki alışmışsın bilmediğin bir şehirde
Bilmediğin sokaklarda bensiz nefes almaya
Oturduğun parke taşlarında kim bilir neler
Geçiyor aklından
Kar yağmıyormu saçlarına ya ellerin
Üşümüyor mu
Yoksa benmiyim üşüyen ve bu denli
Hasret çeken
Benmiyim özleyen ve özlenmeyen



Ne zaman tutmak istesem elini
Hasretin çarpar boşlukta kalırım
Duvarlarla konuşan zindan mahkumları gibi
Bir sigara yakıp
Hasretini duman duman üflerim
Rüzgarlar getirmez mi
Hiç mi duymazsın
Feryadımı
Bu son çağırışım
Son seslenişim
Bilesin yar
Beni seni yüreğime yazmışım
sen de beni yaz
Yar










Gideceksin


Bu gün ya/da yarın
Zamanı olmayan bir ölüm olacak
Kimse bilmeyecek sessizliğimin derdini
Dermanını kimse vermeyecek
Saatler geçtikçe anlar kısalacak
Sen üşüyeceksin yüreğimde
Sualsiz çekip gideceksin
Üşüyen yanına yenilip
Bitti diye ağlaya ağlaya
Hıçkırıkların boğazında düğümlenircesine
İsyanın aklında kenetlenince
Sessiz sedasız çekip gideceksin
Ah/ların kalacak
Vah/larınla
Zaman akacak
Dur demeye bahanen olmayacak
Bel bükülecek
Yüz kırışacak
İçim üşüyecek
Sen sessiz sedasız çekip gideceksin






 




Hani hasretler yaşanırya

Hiç bitmeyen
Hani uzun yollar olurya
Sonu gelmeyen
Hani yuce dağlarda kar olurya
Hiç erimeyen
İşte ben seni öyle seviyor
Ve öyle özlüyorum...



Belki bir hasret gibi içimdesin
Sonu gelmez yollar gibi uzaktasın
Yüce dağlardaki karlar gibi erişilmezsin
Ama ben seni yine de seviyorum
Ve öyle özlüyorum..



Hani aklına gelir de
Derin bir of çekersin ya
Hani anıları hatırlar da
İçine tarifsiz bir burukluk çöker ya
İşte ben seni öyle seviyor ve öyle özlüyorum..
İşte ben seni böyle özlüyor ve böyle seviyorum






Bırakmam



Seni asla bırakmayacağım,
Ne sokakta ne kapıda,
yalnız başına kalacaksın.
Uzaklardan geleceğim ve,
yine seni uyurken seyredeceğim,


Mutlu gülümsemeni

seyredeceğim uykusuz gecelerden sonra,
Yaşlı gözlerimden akarken
yüreğimdeki hasret yaşları.
Seni seviyorum,
Bırakamam.




Gözlerin kurşuna diziyor beni,
Her akşam geceyi kucaklıyorum,

Galiba seviyor bu beden seni,
Kendimden habersiz dolaşıyorum.

Ümitler yeşerdi kalbimde birden,
Arındım içimde nefretten kinden,

Sevmeyi öğrendim sevgilim senden,
Tarifsiz adını koyamıyorum.

Ne güzel bir duygu sevgi dediğin,
Benimle yaşarmış uzak bildiğim,

Sözlerin uğruna mazi sildiğim,
Seninle olmaya doyamıyorum



 





Utansın

Sevdiyse kalbim seni,sucum ne benim
Gecemde gündüzümde heran sen varsin...
Bir nefes bir günes gibi dogdun icime
Sevmek yalan diyen diller UTANSIN.....


Ölümde olsa cezasi hep sevecegim seni
Fakat sen benden cok uzaktasin
Daglar tepeler engeliyor sana gelmemi
Bizi kavusturmayan yollar UTANSIN.....

Sen tatmadigim öyle bir asksin ki
Senden uzaklarda birgün girirsem mezara
Bensiz yalniz kalirsan su yalan dünyada
Beni senisiz koynuna alan toprak UTANSIN....

Sorma bana tek kelime anla halimden
Atma beni karanliga sen tut elimden
Sensiz bu dünyayi ne yapayim ben
Bu ayriligi yaratanlar UTANSIN....

Birgün sensiz bir kösede cürür gidersem
Benim icin yalniz dünyada sen vardin
Kader kavusturmadan ayirdi bizi
O kötü kaderi....
O kötü yaziyi yazan eller
 
 
 
 
UTANSIN.
 
 
 

Dön Sevdam Dönki Yokluğunda Biraz Sen Bırak
 
 
Dön Sevdam Dönki Yokluğunda Biraz Sen Bırak

Heybemde birikti sustuklarım nicedir..

Kelimelerimse vahşi bir hayvan kadar aç ve saldırgan.. Harf harf pençeleriyle içimde yaralar açmakta..
İç kanamalı koleksiyonlarım var yüreğimde suskunluğumdan kalan..
Ateşkes bozuldu, kalem kağıda saldırdı işte, beş para etmez şimdi binlerce “sus”..
can dökecek mürekkebim, katle fermandır bu, sükutum sus pus…

Dört mevsim hükümsüz, yokluğunla mevsimlerime gurbet düştü yar, hüznü çağırıyor baharlarım..
Yaprak yaprak hazan gazellenmiş yarınıma..
Gelinlik mevsimi geçmiş ömrün, kefen makamında badem çiçeklerim..
Herkese “ilk” olan, bana “son” oluyor nedense..
Sevdam, sen mi geç kaldın, ben mi erken geldim, erkenciliğimden mi yoksa “her” şeyime “hiç”
kalmışlığım?..

Deltasını bulmuş gözlerinin renginde, göz yaşlarım.. Ela b-akışlarda yok(ol)uşlara öykünüyor..
Kırkikindilere benzemiyor bu yağmur, sanki kırk ömür yağmaya and içmiş sağanak sağanak..
Her dere, her ırmak, her nehir akar, yatağını bulur..
Yatağına muhtaçlanmış bir nehir şimdi omzunu arayan başım...
Sözüne sadık, bulsa son damlasına kadar ç-ağlayacak…

Gönüllüsüyüm her eceli gelmiş vuslatın teneşirine..
Her gidişin, karanlığına kendimi gömdüğüm bir mezar yalnızlığı kazıyor içimde..
Sevdam, gelişinle aldığım her nefesin bedeli bin ölümse, razıyım Habil’in kaderine bin kere…
Bir Habil’e bin mezar kazmak düştü, Kabil şaşkın haline..
Şimdi cenaze merasimleri yasaklanmış, toplu mezarlar kazılıyor ölü düşlere..
Parçalanmış cesetler birikmiş ayrılığın ayak izlerinde..

Biliyorum, gitmen gerek yine de.. öyleyse git, “me”sini dilimde infazladığım “git”leri yanına alarak..
ölü düşlerimin mezarlarına basmadan git, yoksa “kal”larım ayağına dolanacak..
Her gidiş bitiş değildir bilirim. .
Yeter ki yitme, yitirme aşkı, ben beklerim, dönüşünün umuduna günlerimi asarak…
ne olur dön sevdam..
yine gidecek olsan da dön…
dön ki, yokluğuna biraz sen bırak






 
 
 
 
Yakarım Geceleri
 
 
 
Yakarım Geceleri
Bu aşkın nüshası rüzgarlarda
Aslı bende kalacak
Bizi hasret saracak
Bulutlar çıldıracak

Ayrılık başımı döndürüyor
Kavuşmayı özlettin
İntiharlar kuşandım
Bu aşkı sen kirlettin

Geçtim borandan kardan
Yitirdim bahçeleri
Ellerimi tutmazsan gülüm
Yakarım
geceleri

Bu aşkın nüshası rüzgarlarda
Kahrı bende duracak
Sende ihanet gülüm
Bende matem kalacak

Bu aşkın efkarı şarkılarda
Yüzün bende solacak
Bizi zaman yenecek
Ve anılar kalacak

Geçtim borandan kardan
Yitirdim bahçeleri
Ellerimi tutmadın yar
Yatamam geceleri
Yılmaz Odabaşı
Bu BaHaR SoN BaHaR ..
 



Bir tuhaf gülümsemeyle baktın yüzüme
Öpmek ister gibiydin
Getirdiğim duyguları
Ne çaba gösterdin
Ne de bir adım attın
Dudakların asılı kaldı arzularına



Ya bu bahar da çiçeklerini boş yere açarsa
Ya bu yağmurlar
Ya bu yağmurlar senin ıslanmak istediğin
Bir güneşin buharına feda olursa



Üç mevsim bıraktım sana
Son mevsimindeyiz göçmen kuşların
Adres bilmeyen



Toprak çatlamış, yüzümüz kırışıyor
Hani hapını almadan sokağa çıkamaz oldun
Taze kalan yerlerimiz
Yüreklerimiz
El öpenlerimiz çoğalırken
Benim uslanmaz aklım
Bir gider
Bir gelir
Elalemin ortasında
En çılgın danslarını ister
Hoyrat sevişmelerin



Elin yüzün kızarır
Korkuların ziyaretlerden döner
Birer birer
İçin bir başka haykırır
Dudakların bir başka



Namussuzum sabrımı sınıyorsun
Ben ölürsem kurtulurum sanıyorsun



Çek elini çetelemden
Yeniden sayacağım bayramları
Yeni elbiseye ihtiyaç yok
Bu üstümdeki yeter
Şurada kaç bayram kaldı
Kaç kurban
Kaç şeker



Yaşamak ne varsa doya doya
Bu bahar son bahar
Seni beklediğim
Gelmezsen
Bulutlarla anlaşmam var
Uçacağım
Yağmurlara rüzgarlara karışacağım
Bir kendim kalmıştı
Onunla da barışacağım...

DANYALLL


 
 

yokluğuna alışamam yokluğun ölüm.
 
 
 
 

Kuruyan hücrelerimi umutlarında yeşerttim
Acılarımla güneşi son kez ağlatıp
Ezan sesinde odana baharı doldurmaya geliyorum
Gözlerinde
yaşamaya yemin ettim
Umutlarımı pembe bulutlara sığdırıp
Seni " sende" yaşamaya geliyorum






Topragıma gülüşlerini mevsimsiz ektim
Baharı yitik kentin sokaklarını avuclarima saklayıp
Cocuksu düşlerimi sende yaşamaya geliyorum
Acıların prangalarını yüregimde eskittim
İdamlık düşlerimden kaçıp
Senin gözlerinde ömürboyu kalmaya geliyorum..



Gecenin tüm yıldızlarını fethettim
Ölümün fermanını denizlere fırlatıp
Dilimdeki ask cümlelerini
Gözlerinde tamamlamaya geliyorum
Azap ateşinde yıllarımı son
kez erittim
İbrahim gibi baharın tomurcugunda yanıp
Yüreginde ölümsüzlügü tatmaya geliyorum
 

Yorgun sabahlarımı geçmişe sürgün ettim
Hoyrat rüzgarlarda herseyi dağıtıp
Mevsimsiz
tomurcukları gözlerinde açmaya geliyorum
Bir gülüşünle ömrüme mutlulukları ekledim
Bereket kokan
yagmurla çöllerini ıslatıp
Avuçlarına bedenimi bırakmaya geliyorum
 

Ölümleri yarınlara erteledim
Pimi çekilmiş mayınları elimde patlatıp
Sevgi kokan nefesini almaya geliyorum
Acılarımı son kez yüregimde demledim
Koynuma Cennetin güllerini alıp
Yagmurlarla sende yaşamaya geliyorum



 



!


 



Gitme
figan düşer denizlere sular çekilir
yağmur yağmaz vahalardan kirpiklerime
bir rüzgar hıçkırır tenhada, bir dal kırılır
boynunu büker sabah kervanları kelebekler ölür

gitme
bir yıldız küser göğüne, içini çeker bir çocuk
şaşırır yönünü rüzgarlar
bütün pınarların suyu çekilir
solar nazlı çiçekleri kalbimin, üzülürüm

gitme
öksüz kalır içimdeki imge dağları
saçlarını öpen seher yeli, çoban yıldızı
bir daha turnalar geçmez, bülbüller ötmez
çiçekler açmaz bahçemde ah be gülüm

Gitme
acılara mahkum olur yüreğim
ardında fırtınalar kalır, ayrılıklar, anılar, yanlızlıklar
boynu bükük aşklar, gözü yaşlı şarkılar
alışamam yokluğuna, yokluğun ölüm

gitme
içimdeki bütün vagonlar devrilir
bir kar yağar istasyonlara, üşürüm

gel gitme sevgilim terketme beni
umutsuz çaresiz bekletme beni

gitme
bütün ormanlar ateşe verilir
kuşlarda gider bu kent de, ölürüm

gitme kal
menevşeler açsın dağlarda
sevince dönüşsün gökyüzü
iki çığlık arasında bırakma beni ah gülüm
yokluğuna alışamam yokluğun ölüm.

 
 
 
 
Yasemen



Yaralı akşamlardan çıkıp gelmiştim
Ben bütün akşamlardan çıkıp gelmiştim
Belki seni böyle bulmamalıydım
Öyle kalmalıydı belki akşamlar
Yitik bir masal gibi,
Seni gözlerimde bulmamalıydım
Sonra ellerini tanıyordum, incecik
Sonra, kırılgan gözlerini
Susup, yüreğime süzüyordun
Yüreğim diyorum,
Yüreğim,
YASEMEN

Ben hep kordan güllere tutunurdum, pür telaş
Ben hep tutunurdum avuçlarımda ateş
Yağmur hiç böyle yağmazdı ellerime
Ellerim diyorum,
Ellerim,
YASEMEN

Bir bulut düşüyordu düşlerin ortasına
Ben, tepeden tırnağa ıslanıyordum
Hiç böyle görmemiştim aşkın iki yüzünü
Seni korkularla sevmek,
Seni hesapsızca sevmek,
Her şeye rağmen, işte seni sevmekti,
öncesi ve sonrası...
Şimdi bir bulut var yüreğimde gezinen
Şimdi yıldız yıldız gökyüzü yanıyor
Gökyüzü diyorum,
Gökyüzü,

YASEMEN



İşte böyle kimsesiz her ânımda
Yani her ânımda,
Bir şiir sarıyor üşüyen düşlerimi
Oysa ben seni hiç tanımıyorum,
Ömrünün şiirine hiç dokunmadım
Sebebim, hayatın ortasında
eğreti duruşundu
Ve ben bir kumar oynadım, ikimiz adına
Birimiz kaybettik
Mutlaka kaybettik...
Şimdi, şu dalgalar çarpmıyor mu bağrıma,
Bir yerlerde senin adın kanıyor
Kanıyor diyorum,
Kanıyor,
YASEMEN

Ürkek bakışlarım avuçlarında işte
Türkü dolu kalbim bakışlarında
Seni bile bile seviyorum, bilesin
Seni, bile bile kaybediyorum
Bilir misin, ömrümün sonrası nedir?
Sonrası diyorum,
Sonrası,
YASEMEN
Yorum yaz!

<- SON SAYFA :: SONRAKİ SAYFA ->

Hakkımda

........20 li yaşlara kadar iyilikle kötülüğün ülkesi, kalın
sınır çizgileriyle ayrılıyor birbirinden. Sıkı
dostları ve düşmanları oluyor insanın. Onları ölesiye
seviyor ya da ölesiye nefret ediyor onlardan.

30 larında yalanı hakikatten ayırt etmeye başlıyor.
İyi sandıklarının hıyanetiyle tanışıyor, sırtında dost
işi hançer darbeleriyle; ve en kötü zannettiği
şefkatle imdadına yetişiveriyor.

Zaman kanatlanıp da 40 ına yaklaştığında
insan, iyiyi kötüden ayıran hudut çizgilerini birbirine
karıştırıyor. İyilere nakşolmuş kötüyü ve kötülerin
içindeki iyiliği de keşfediyor ademoğlu. Anlıyor ki,

iyi insan/kötü insan yok; insanın içinde iyilik ve
kötülük var, kötüyle iyi panzehiri değil birbirinin;
kankardeşi.
İyilerle kötüler çekiştirmiyor ipi. İyilik ve

kötülükten örülmüş ibrişimin kendisi.
Bunu anlayınca şaşmıyorsun nefretin birden şehvete
dönüşmesine; acı girdaplarının içinde hazzın
raksetmesine.

Tevazuyla gurur, haysiyetsizlikle onur el ele
yürüyor.
İnsan, şuuraltındaki isyankarla sahtekarı, günahkarla
tövbekarı birarada farkediyor.

Benim, hükmeden ve boyun eğen, zulmeden ve acı çeken.
Bunca şiddet kadar onca merhamet de benim eserim.
Minneti nefrete, korkuyu cesarete, zaferi hezimete
bulayan benim.

Kundak bezime tıpatıp benziyor kefenim,
hayatım muhteşem ve sefil, mağrur ve rezil, hayasız
ve asil.
Ben, hem örs hem çekicim.

İşte bu keşif kolaylaştırıyor yaşamı..
Anlıyorsun ki toplumlar gibi insanlar dakanlı iç
savaşlarına borçlu ilerlemesini..
O zaman , iyileri kötülerden ayırmak gibi nafile bir

uğraşı bırakıp -başta kendin olmak üzere- insanların
içindeki iyiliğin peşine düşüyorsun; kıymet bilmeyi ve
-yine başta kendin olmak üzere- herkesi hoş görmeyi
öğreniyorsun.
Tükendikçe pahalanıyor zaman; günler azaldıkça
uzuyor. Saçların gibi, seyreldikçe değerleniyor dostların.
Günahları ve zaaflarıyla da övünüyor insanlar;
sevapları ve zaferleri kadar.
Önemli değil kaç kez yenildiğin; önemli olan, kaç
yenilgiden sonra yeniden doğrulabildiğin.
Bu paramparça ruhlardan, çelişkili duygulardan,
çatışmanın açtığı yaralardan mucizevi bir ahenk
çıkıyor ortaya
ki olgunluk diyorlar adına.....

Can Dündar

DANYALLL SEVĞİ PINARI


KATEGORİLERİM

ARKADAŞLARIM

SEVGİ PINAR'IM


SEN
SAYFA SAYFA
OKUDUĞUM
FIRSAT
FIRSAT
OKUMAYA
DOYAMADIĞIM
TEK
ROMANIMSIN
AŞKIM










~~ (¯`'·.«M@v!-FM».·'´¯) Icinizdeki Sesi Uyandirin!

~~ (¯`'·.«M@v!-ߨñ©µK-FM».·'´¯)


ein Bild
ÇANAKKALE ÇİZGİ FİLMİNİ
İZLEMEK İÇİN TIKLA


ein Bild
BABAM VE OĞLUM FİLMİNİ
İZLEMEK İÇİN TIKLA


ein Bild
SON OSMANLI FİLMİNİ
İZLEMEK İÇİN TIKLA
MySpace Codes, Myspace Generators, Myspace Graphics

DaNyAlll'In GöNüL BaHçEsİ SeVğİ PıNaRı
Günlük Burç
Bu sayfada dakika saniye misafirim oldunuz .....