ÇARESİZLİK!!! Tam göğsünün ortasında bir yerin acıyacak… Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin. Sokağa fırlayacaksın.Sokaklarda dar gelecek.Tıpkı vücudun yüreğine dar geldiği gibi… Ne denizin mavisi açacak içinine pırıl pırıl gökyüzü. Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecekbir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin... Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan… ’’ÖNEMLİ OLAN SAĞLIK’’.’’YAŞAMAK GÜZEL’’.’’BOŞVER HERŞEY UNUTULUR’’...!!! Sen hiç birini duymayacaksın…Gözyaşlarından etrafı göremez hale geleceksin… Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin... Hep ondan bahsetmek isteyeceksin... ’’ölüme çare bulundu’’yada’’yarın kıyamet kopacakmış’’deseler başını kaldırıp ne dedin?’’diye sormayacaksın.. Yalnız kalmak isteyeceksin.. Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak.. İkisi de yetmeyecek!!!Geçmişi düşüneceksin.Neredeyse dakika dakika.. Ama kötüleri atlayarak.Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin. Gittiğin yerlere gitmek..Bu sana hiç iyi gelmeyecek.. Ama bile bile yapacaksın…Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese kaçacaksın.
Aslında kurtulmak istediğin halde o acıyı yaşamak için direneceksin. Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin. Herkesi ona benzetipkimseyi onun yerine koyamayacaksın. Hiç bir şey oyalayamayacak seni..? İlaçlara sığınacaksın.Birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan!! Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren.. Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek… Boğazın düğümlenecekdinleyemeyeceksin…Uyumak zoruyanmak kolay diyeceksin. Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler..!!!Ölmeyi isteyip ölemeyeceksin. Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin.. NAFİLE..Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek. Rüyalar göreceksingerçek olmasını istediğin. Her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin. Telefonun çalmasını bekleyeceksin.ARAMAYACAĞINI BİLE BİLE... her çaldığında yüreğin ağzına gelecek.Ağlamaklı konuşacaksın arayanlarlayüreğin burkulacak. Canın yanacak.Bir daha sevmemeye yemin edeceksin. Hayata dair hiç bir şey yapmak gelmeyecek içinden onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın. defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret edeceksin. Yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin.. Onunla hiçbir anının olmadığı bir yere gidip yerleşmek.Ama bir umut!!! Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu.Bu umut seni gitmekten alıkoyacak… Gel gitler için de yaşayacaksın…Buna yaşamak denirse...
RAZIMISIN BÜTÜN BUNLARA???HAZIRMISIN SONUNDA ÖLÜP ÖLÜP DİRİLMEYE…?
Hüzün, Yürek Devletini İçten Sarsan Bir Depremdir...
Hüzün; bir gece çöl yolunda gözlerine rüzgarın, kumlar içerisinden yaşları değdirmesi..
Hüzün; cam kenarından imkansızlığa bakan gözlerin yağmurlara karışması..
Hüzün; susamış bedenlerin sahte mevsimlere söylediği tek kelime..
Hüzün bir kere uğramışsa yanına, ellerin kanar gülleri tutarken. Gönlüne seher yelleri sarılır, rüyalardan uyanırken. Umut etmeyi umarsın yüreğinden. Tutunacak bir dal ararsın ötelerde. Düşersin boşlukta. Elini uzatırsın bilinmezlere. Karanlık tutar elinden. Yıldızların olur benliğin. Karışamassın dünyaya çünkü derdin dünyadan derin. Bir kızıl gökyüzünün en taze doğuşunda en bilinmez ve görülmez yerinde saklanır yerin. Sen konuşur, sen ağlarsın. Sen tanırsın kendini. Seni sana anlatırsın. Senden sen şikayetçi olursun. Sensizliği sorarsın doğan güneşe. Dem vurursun zamandan aheste aheste. Bilirsin ki yüreğin açılmayı bekleyen bir kafeste. Kimbilir hangi aşktan hüküm giymişte yatar bağrı yanıklar hüzündeki hapiste..
Hüzün, yürek devletini içten sarsan bir depremdir çoğu zaman. Sarsılırsın ve kalırsın bazen gözyaşı enkazlarının altında. Beton değildir seni ezen, gözyaşının hüzünden örülmüş mahsenleridir üzerindeki. Üzerindeki yük değildir belini büken, taşıdığın yoğun duygulardır belkide. Kütlesi hacminden büyük duygular. Hüznü yüzünden belli duygular..
Hüzün yansımışsa pencerenden içeri duvarların boyanır ilkin ona. Nereye baksan onu görürsün. Yalnızlığının bir yansıması olur dört duvar sana. Duvarlarının her yanında yalnızlığının portresi vardır. Kumbaranda biriken gözyaşlarıdır. Resim sayfalarında silinmiş mutluluklar vardır. Hüzün der için. Hüzün söyler duan. Hüzünle serilir seccaden. Hüzne yolculanır yüreğin..
Kuşlar çırparken kanatlarını gökyüzünde her kanadın esintisi eser gözlerine. Yüreğini salıverirsin kanatlarının üstüne. Güneşi görürsün mesela. Niye yandığını anlatır sana. Dağları görürsün. Niye bu kadar heybetli olduklarını dinlersin. Kuşlarla dost olursun. Bir kumruyu dinlersin mesela. Ondaki aşkı alırsın heybene. Bulutların saflığıyla sarınırsın. Maviyle renklenirsin. Ve anlarsın artık yerde hüzün, gökte hüzün. Hepsi hasret "BİR"ine. Sende hasret ol hep "BİR"ine, "BİR"liğine..
Ebedi hüznü giyerken üzerine gülü ölüme giydiriyorsun aynı zamanda. Yanıyorsun hep ama yakamıyorsun. Ağlıyorsun ama ağlatamıyorsun. Kanıyorsun ama kanatamıyorsun. Acıyorsun acıtamıyorsun. Çünkü hüznün, sahibine. Sahibinden öğrendin üzülsenden üzmemeyi. Sahibindir seni yaşatan, sana yaşam veren. Ve sahibindir sadece hüzün denizlerinde gezen yüreğini kıyıya çıkartacak olan..
Son verilirken dünyada dostluğa artık. İnat olsun dünyaya, dostumdur hep adımı dost koyanlar. Ve bu dünyada hüzünlü olmak bir acizlikse artık, selam olsun benim gibi aciz insanlara..
Ve yine hüzün dolmuşsa odama, Odam dar gelir bana.
Yanarım yanarımda yakamam ben asla.
güzel Günlerim Yokmu Benim ...Süper
Hep son cümlelerde kavuştum sana.. Dinlemeliydim,gözlerimi ayırmadan gözlerinden.. Senden sonra çok okudum yazdıklarını.. Anlamasına anladım da, artık çok geç(ti)..
Hep geç kalınmış zamanlarda buldum kendimi.. Ne vakit yere bir kibrit atsam, neden sebepsiz yaktığımı düşündüm.. Oysa son pişmanlık kimseye fayda vermedi..
Şimdi ömrümü yakarak gidiyorum.. Geriye baktığında göremeyecek kimse beni.. Tutulmamış, hatta hiç vaad edilmemiş sözler gibi unutulup gidieceğim..
Bir zaman aralığında ve zamansız ilerliyor saatler.. Artık bana boş yaşama dair tüm hevesler.. Savaşımı kaybettim ben çoktan.. Savaştım ve bitti! Öykünün başı, sonu ve hepsi bu..
Gidiyorum aslında, her nekadar aldırmasanızda.. Kendimden bilerek ölümümü.. Bir cinayet diyebilirsiniz buna.. Masum bir ruhu katlettim ben.. Ellerimde günahlar.. Kalbimde haram bir ölüm dokusu.. Silinmeliyim akıllarda ki tüm zaman diliminden..
Söylenecek ne kadar sözüm varsa yuttum.. Paylaşılacak ne kadar acı varsa, içime gömdüm.. Ve aşk adına attığım tüm adımlarımı geriye saydım..
Şimdi bir metre kefenden ibaret ihtiyacım.. Toprak beni alır koynuna.. Utanırım cesedimden.. Varsın kayıp bilsinler.. Zaten çoktan kaybedildim ben..
"Kimseyi bir zerre üzecek kadar mutlu olmadım ben.." Ne olur dön, ne olur! İhtiyacım var sana.. Sahipsiz bırakılmış muhabbet kuşları gibiyim sokaklarda,üşüyorum.. Bu özgürlüğe alışkın da değilim.. Pencerenin arkasından hep hoş gelirdi ya.. Öğrenmek istediğim bu değildi.. Ben sadece uzaktan bakıp, hayal kurmayı sevdim..
Ayak bileklerimden çekiyor bir cesed.. Yürüyemiyorum, her adımda devriliyorum.. Biri kurtarsın beni bu ölümden.. Paçalarıma yapışan bu telaş bana ait değil.. Bu kokuyu sevmedim hiç ben.. Güzel günlerim yok mu? Ya da güzel günlerde ben yok muyum?
Yaşamalıyım..
Uzatın ellerinizi..
Nerdeyim ben?
DANYALLL
BU NASIL BIR GIDIS BÖYLE
Bu nasıl bir gidiş böyle! Hastalık bulaşmış bir köyü terk eder gibi... Suya sabuna karışmadan akıp gider gibi... Suç işlemişcesine vatanından kaçar gibi... Bu nasıl bir gidiş böyle!
İmge toplamak için mi istila ettin yüreğimi! Batırdın bayrağını göğsüme... İsteseydin... Sana el değmemiş ilhamlar verirdim... Gerek yoktu uygarlığımı ateşe vermene!
Şimdi... Küllerinde duman tüten... Ve içinde ekmek pişen ker*** fırınların yıkıldığı... Harabe bir bedende soluk alıyor sevdan... Bu muydu istediğin! Yakışmadı!!! Yakışmadı bu galibiyet erliğine../..Sırıttı...
Can özüm../..Yaşlı kurdum../..Serserim... Bir zamanlar hasretle bekleyenim... Söylesene... Bu nasıl bir gidiş böyle!
Cinayet mahalinden uzaklaşır gibi... Kan davalını görüp saklanır gibi... Bir evi soymuşcasına pencereden atlar gibi... Bu nasıl bir gidiş böyle!!!
DANYALLL
DÜSEDURAN MAVISI
I. Fırtına siyah alacalı bir yalnızlık gibi duvarlarda Seni sabah aldığı yola geri koyuyor gün Ve hasret uzun bir kış uykusu içinde gün eş Kalbinden kulakların çıkıyor ah. Beni duyuyor musun güneş? Şarkılar eski sabahları andırıyor. Bırak elinde kalsın tanesi çiğdemin Her alıntıyı aklından geçiren ben Değil miyim?
II. Ömür iki parmağın şıklatan çocuk Bilyeler sarma sarma ağzında ağlayan çocuk Ben ağlayan sen şıklatan kandıran şarkıların çocukluk Bak dikkat et kelimeler ziyan oluyor hep çocuk Hep çocuk hep çocuk bak çocuk! Çocuk kalıyor hep azalıyor çorbalık. Ve lakayt adam giriyor aşkın işine Sen bir dirhem ben iki deyince Bir susluk içinde sözlerimizi unutuyoruz Oysa sahne sırası iki kez geçmiş içimizden Zamanın patronu ben Değil miydim Veya sen? Misalen.
III. Nihayet sabahın elleri görünür düşenlerin Düşen niyet olsa sabah yerine hiç Bir kar gibi eriyen adam Yürür keman bir telinde dudaklarında “şişt” Biraz sessiz kalacak artık Düşeduran maviliği.
DANYALLL
NE KADAR ACI
Nekadar güzel her cümleye senle başlamak
Ne kadar güzel her sözcükte senin ismini görmek
Ne kadar güzel herşeyin seninle var oldugumu bilmek
Ne kadar güzel her yüzde senin yüzünü görmek Ne kadar güzel her şarkıda seni hatırlamak Nekadar çok senin hakkında yazılanlar Ne kadar çok yazmakla anlatılamayan sen
Ne kadar güzel Var oldugunu bilmek Ne kadar ACI
Hep uzaklarda bir başkasıyla olduğunu
Ve olacagını bilmek
DANYALLL
Bedenim iskelede. Özlediğimsin
Yalnızlık zor be gülüm bu iskelede Alışmışım her gün denizin yosun kokusunu seninle koklamaya… Ekmek kırıntılarını atmasını martılara Güneşin doğuşunu alışmışım gülüm seninle! Ne zormuş sensiz oturmak bu iskelede! Bu sefer ellerim ellerinle değil de Bir sigara bir şişede şarapla dolması koydu be gülüm! Mazi aklıma geliyor
her yer sen dolu bu iskelede Çok sevmiştim seni… Ayın denize mehtaplaşması kadar gerçek Ve büyüleyiciydi benim SEVGİM! Gece iskeleye iniyorum Yıldızlara küfür ediyorum! Çünkü sen demiştin bana Yıldızlar kadar gerçekçi benim sevgim diye! Hadi oradan sende… Kalbimi yakıyor be gülüm bu iskele! Yaralı kalbime tuz basıyor her gece Yeter artık! Ve sona yaklaştık… Ben dayanamıyorum her gün bu iskelede ölmeye Artık benim gitme vaktim geldi Kendine iyi bak! Bu arada elindeki mektubu iki yere gönderdim İkisi de aynı mektup ama Tek farkı var sadece Biri sende biriyse iskelede…
Cansız bedenimde!
DANYALLL
Sonsuza Kadar SeNsİn
Sana yazıyorum şiir yüreklim... Az yeşil az mavi az kara gözlerine Ellerimden yukarı doğru inen acılarımı Var gücümle uzağa fırlatıp yazıyorum Kalbimden..Masum kalbine...
Karanlık sokaklarda kaybetmiştim seslerimi Çıkmazlardan ötede aradım çaresiz kendimi Sustum..Sustum ve nefesimi yudumladım Güneşin ısıtan yalancı yüzü altında Yalnızlığa kilitledim bedenimi Bir sokak lambasının kaldırımı üstündeki Kırık,dökük ve ürpertici soğuk taşında.. Çizmek istedim bir mumun Ürkek yanışı gibi dalgalanan hayatımı Kurmak istedim yeniden Ayaklarımın çarparak bozduğu sahte oyuncakları Ama yapamadım...Kimsesizdim...
Bir ay ışığı çarptı Dengesiz bir gecenin koynunda suratıma.. Gerçekti sahteleri sirkelemiş silmiş.. Gözlerimin en iç noktasına kadar dokunuşları vardı.. Üşümedi ellerim ruhum üşümedi Çekti aldı beni bir tüy kadar hafifti.. Nefes oldu soğuk bir günde dudaklarımdan süzüldü.. Can oldu günlerime dakikalarıma an oldu.. Bende teslim ettim ebediyete kadar benliğimi O oldu sahibi sadece O oldu.. Ve O SENSİN SEVGİLİM... Beni bana bağlayan yüreğinle sonsuza kadar SENSİN...
DANYALLL
VAZGECILMEZIMSIN
Yazmayı seviyorum bir nefes alış verişi gibi... Acıyla yıllarca kanamış yüreğimisevdasıyla güldüren seni sana yazıyorum.. Bir durgun suyun sessiz çığlıklarıdır sana yazdıklarım ya da bir evladın sırtını annesine dayamışcasına güven duyduğu bir sevdadır yüreğine fısıldadıklarım. Yüreğinin " yüreğimde " olduğunu biliyorum..Kelime dağarcığı kıt olan yüreğimin en fakir cümleleriyle seni sana yazdım.. Yazmalıydım; satırlara işlemeliydim sevgimi ve içimdekileri... Senli kelimelerim hiçbir zaman ölmeyecek.Oysa ben seni satırlarda ölümsüzleştirdim...
VAZGEÇİLMEZİMSİN ".........." Senin yüreğin tarafından sevilmek Gözlerinden sunulan bir yudum sevdayla yetinmek Bana sunulmuş en büyük hediyelerdendir. VAZGEÇİLMEZİMSİN ".........." Yüreğinin oluşturduğu sevdada ben senin gülüşlerinde nefes alıyorum... Seninle gülüşlerinle hayata tutunuyorum.. VAZGEÇİLMEZİMSİN ".........." Ne mutlu sana ki satırlarımda ölümsüzleşeceksin. Ne mutlu bana ki ; fakir kelimelerim seninle sevgisinle zenginleşecek... VAZGEÇİLMEZİMSİN "..........." Ne mutlu ki seninle beni " BİZ " yapan sevdamıza... Ne mutlu ayrı bedenleri tek yürekte soluk aldıran aşkımıza... VAZGEÇİLMEZİMSİN ".........." Ölen bedendir ruh değildir. Sönen külllerdir ateş değildir. Gülümseyen gözlerdir gamzeler değildir... Sevilen yürektir bedeni değildir....
Bir degil bin bahar gelse...
Bak cicekler yine soldular, Bilmem kac mevsimden sonra, Baharin gelisiyle yine acacaklar, Ya biz insanlarin kaybettikleri... Gonullerimizde solan duygularimiz... Yikilan hayallerimiz... Ufuklarda dona kalmis ozlemlerimiz... Dagilan paramparca olmus yuvalarimiz.. Kahreden yalnizliklarimiz... Yeniden acar mi..? Yeniden dogar mi...? Nihayete erer mi...? Mutluluga donusur mu...? Bir degil bin bahar gelse...
Yikilan gururlar, Kaybedilen serefler,namuslar, Katledilen sevgiler, Kiyilan canlar, Kendi egolarimiz ugruna yok ettigimiz her sey, Yeniden bir gul olup acar mi..? Acip etrafina guzellikler, Mis kokular yayar mi...? Bir degil bin bahar gelse...
Giden gittigi yerden doner mi... Ezilen mazlumlarda bir gun gulerler mi... Hasretlik gurbetlik biter mi... Caresizlikler carelerini bulurlar mi... Biten umutlar yeniden yeserir mi.. Kacan firsatlar geri gelir mi... Solup olen bedenler,canlar yeniden dirilir mi... Kotulukler iyiliklere doner mi... Nefret,kin hosgoruye,sevgiye donusur mu... Kirik yurekler tamir olur mu... Bir degil bin bahar gelse....
BIR DEGIL BIN BAHAR GELSE....!
DANYALLL
ASKIN SESI...
İnsanoğlunun yazılı olmayan Yasalarını hiçe saymaktır aşk Dolu dizgin öfkelerini ayaklandırmaktır Akşamın beyaz dünyasında gezinmektir Geçmişe karşı geleceği savunmaktır Yaşamın ikinci yüzünü Katmerleşmiş ihaneti ezberden çıkarmaktır
Yaşama övgüdür
aşk
Kafalarımızın içinde bir yerlerde Unutulmuş küçük bir eşya değildir Her cümleyi alabildiğine önemsemektir Yüzümüze yapışan hüzne alçak sesle değil Şaşkınlığa düşmeden cevap verebilmektir Masalların öykülerin şiirlerin arasından geçip gitmektir aşk Kendi yıkımını hazırlayan Kapana kısılmış bir gülüşü ses tonlarımızla yumşatmak Sonra yükseltmektir
Kendi içinde ezilip buruşmuş ve yaşamın bir köşesine atılmış Lekeli denen sözcükleri kırmızı bir kağıda toplamaktır aşk Mutluluğun peşinden koşmak ve zampara aşklardan uzaklaşmaktır Henüz üzerinde yürümediğimiz yolları düşünüp yürümektir Gölgelerimizi ardımıza düşürmektir Kuşların o büyüleyici mırıltısını imgeleştirmektir aşk Sonbaharın güneşi altında sararan yaprakları yeşile boyamaktır Ağızdan çıkan bir hişşt sesidir
aşk Bu ses yaşamın anlamını soru işaretlerinden kurtarmaktır Kendini sorgulamaktır... Bir varoluş biçimidir Soluk aldığın her yerde varolan Zamanla yüzleşendir
Zamanı gözle görmektir aşk İpe götürülmüş acı çeken sözcüklerin ağzını açmaktır Dev cüssesi ve ağırlığıyla üzerimize çöken devi yorgunluktan bitkin düşürmektir Sevgiliyle ilk tanışılan yerde durandır
aşk
Aşk gözetleyendir Bir otobüsün sessizliğine gömülmektir Zamanı durdurmaktır Issız caddeleri sese boğmak Gizli gizli bakışmaktır Bir parkın gölgesine sığınmaktır Sevgilinin gözüne baktığında tüm bedenin kızarmasıdır Kırmızı bir kağıda kardinal kırmızısı sözler yazmaktır
Görkemli bir dokunuştur
aşk
Ruhsal çöküntünün tam ortasında bedene sığınmak Sokulmak solumak ve el ele tutuşmaktır Farketmek ve farkedilmektir Belki de bir rastlantının kulağına dostluğu fısıldamaktır Dahası dostluktan öte içimizde kargaşa yaratmaktır Hiç bocalamadan sevdayı itiraf etmektir Anlaşılmaz pısırık kimlikleri açığa çıkarmaktır Öfkeli ve gürültülü bir kalabalığa karışmaktır
aşk
Geçmiş ve gelecek arasındaki gelişimin mimarıdır Düşüncelerin duyguların uygun biraradalığıdır Titrek bir sesle sevgili